12 Eylül 2009 Cumartesi

ISTIRANCA (YILDIZ) DAĞLARI VE BONANZA



Sevgili gezgin dostlarım, sizle bugün paylaşmak istediğim mekan Trakya’nın en güzide el değmemiş, keşfedilmemiş ve çok şükür hala kirletilmemiş mekanlarından Istıranca Dağları. 

Yolunuz İğneada istikametine düşerse Poyralı Köyünden başlayarak yeşillikler arasında ormanlar, dereler buz gibi içmeler ve akıl almaz mistik ortamlarla dolu bir güzergah önünüzde demektir. Yolculuğunuz boyunca eğer bahar aylarında iseniz Yenice’de fırında oğlak ile ağzınızı tatlandırabilirsiniz. Burada eski ekmek fırını tarzında tepsi içinde bütün halinde fırına verilen oğlaklar çıktığında bir kemiğinden tutularak sallandığında o muhteşem pişmiş etin lapır lapır döküldüğüne tanık olmaktan daha leziz tek bir şey vardır hayatta o da bu eti yemek… 2009 yılının bu ramazan günlerinde kaleme aldığım bu yazıyı umarım iftardan sonra okuyorsunuzdur da bende durduk yere günaha girmiyorumdur. Eğer oğlak yemeyi istemiyorsanız o zaman yola devam edip sihirli yada mistik başka bir ortama ulaşacaksınız burası arabanızın kontağını kapattığınız halde aracınızın bayır yukarı gittiğine 20-30 km gibi hızlara ulaşarak ilerlemesine tanık olduğunuz büyülü bir mekan. Sırrı kesin çözülmemekle birlikte manyetik bir alan olduğu söylenir. Yer altındaki demir yataklarından ötürü vs. hikayeler anlatılır. Kimileri de aslında göz yanılması olduğunu ve oranın bayır yukarı göründüğünü oysa bayır aşağı olduğunu savunur ancak araba kontak kapalı en yukarı vardığında görürsünüz ki dik bir bayır çıkmışsınız. Hala inanmayanlar bir şişe suyu döküp suyun aşağıya doğru gittiğini görerek inanırlar ve bu saçma göz yanılması hikayesi son bulur. Neyse o ortamda karnınızı fazla suyla doldurmayın ve tavsiyem alabalık için acele etmeyin. Bu mekanı biraz gezin mevsimi ise mutlaka dağ çileklerinden alın, orada çeşme yanında manav gibi bir yer göreceksiniz tabi açık Pazar. Oradan çilek temin edebilirsiniz, bugüne kadar yemediğiniz lezzette. Buradan ilerleyince güzellik pınarı var orada biraz güzelleşmek için bir bardak su içebilirsiniz ama aynaya bakarsanız aldığınız oksijenle birlikte dağ havasının teninizi zaten nasıl gençleştirdiğinin farkına varacaksınız. Hele İstanbul vs. gibi büyük şehirlerden ve kirlilikten bu ortama düştüyseniz. Kulaklarınızda bir tıkanma hissetmeye başladığınızda artık “Haydut Pınar” çeşmesine yakınsınız demektir. Bu su dağın en kıymetli ve serin suyudur. Burada su zulalarınızı yada mataralarınızı doldurmanızı tavsiye ederim. Zira evinizde böyle bir suyu parayla bile içme şansınız azdır. Dahası gelecek nesiller bu sudan bence bir efsane gibi bahsedecektir. O sebeple gereğini yapın ve su için. Buradan sonra öğlen saatlerini bulduğumuzu varsayıyorum ve karşınıza bir öküz kafatası çakılmış Teksası andıran bir yer çıkacak, bir çok kişinin aman boş ver diyerek geçme hatasını yaptığı bu yer aslında tamda anlatmak istediğim restoranın ta kendisi “BONANZA” burada hayatınızın en ilginç deneyimlerinden birini yaşayabilirsiniz ama yaşadıklarınız karşısında sakın yılmayın yıkılmayın. Çünkü işletmecisi oldukça renkli bir şahsiyet. Yani al şu örtüyü masana ört yada bıçak çatalı dağıt dedi mi şaşırmayın.. burada tavır böyle, ya da git kendin al gibi yaklaşımlara ancak oranın sahiplerinin samimiyetini anladığınızda müsamaha gösteriyorsunuz. Bazı arkadaşlarımın bu ne yahu deyip çekip gittiği çok olmuştur ama ne kaçırdıklarını kalanlardan dinleyince yüzlerindeki ifadeleri görmenizi isterdim o zaman anlatmaya gerek kalmazdı. İşte burada yemek yemeyi planlıyorsanız önceden aramanızda ve gittiğinizde hazır olarak karşılamanızda ve vakit kaybetmemenizde fayda var. Tek şey yiyeceksiniz “güveçte mantarlı özel soslu alabalık” balığınız havuzdan ağ ile yakalanıp özel toprak fırınlarda pişerken sizde dereyi gezip serinleyebilirsiniz. Yada fotoğraf makinenizle deklanşöre bol bol basabilirsiniz. Yemekten sonra işletme sahibi kıl değilseniz ve canı isterse bir demlik çay getirebilir …
Buradan çıkınca doğruca “DUPNİSA MAĞARASINA” gideceğiz, o sebeple kendinizi yemeğin rehavetine kaptırmamak adına ekmeğe fazla saldırmamanızı tavsiye ederim her ne kadar güveç içindeki tereyağına bandırmak isteyecek olsanız da balığın yağı ile kaynaşan tereyağının kokusu size yetmeli. Ben ekmeği güvecin dibini 1-2 mm kazıyacak kadar sıyırıyorum ama sonra mağaranın merdivenlerini tırmanırken de tırmalıyorum.. bir daha ki yazıda Dupnisa’da Kazıklı Voyvoda’nın altınlarını arayacağız. İyi ramazanlar dilerim.

Hiç yorum yok: